www.osmancanli.biz

 

Derin Gündem

 

    

Derin Türkiye

 

 

    Bir sosyal bilimci için aldığı disiplinin farklılığı nedeniyle örneğin kuantum fiziği çok derin bir konudur. Tıpkı bir fizikçi için  yığın psikolojisinin köken alanlarının derinlikli bir konu olduğu gibi..
Çünkü yüzeysellikle derinlik arasındaki farkın temel ölçütü eğitimdir.
Herkesin herşeyi bildiğini sandığı, ihtisaslaşmanın boşuna zaman kaybı olduğunun düşünüldüğü coğrafyalara bakıldığında sahnede yer alan ülkelerin genelde geri kalmış sınıfına dahil oluşu bir raslantı değildir.
Bilginin dışlandığı, dogmaların yönlendirici olduğu, bilimselliğe dayalı araştırmaların abes sayıldığı, yanlışların kutsallık zırhına büründürülerek tartışma dışına itildiği toplumların kendilerine biçtikleri  yazgı yazık ki yöneten değil yönetilen sınıfında yer alarak başdöndürücü hızla ilerleyen ülkelerin tozunu yutmaktır.
Konfüçyüs’ün; ’Ben insanlara parmağımla yıldızları işaret ediyorum, kimi aptallar parmağıma bakıyorlar’ sözündeki bilgelikle Richard Bach’ın ’Martı’ adlı eserindeki; ’ısınmak için güneşe doğru uçarken çok yükseldiği için kanatları donarak yere çakılan yavru martının’ ibret öyküsü bir arada değerlendirildiğinde ’derinlik’ kavramına gerçekçi bir anlam yüklenmiş olur.
Çünkü derinlik hem bilgiyi hem de bilginin ulaşamadığı bir yeri ifade eder.
Bir konu üzerinde derinleştikçe karşınıza çıkan sorunlara çözüm getirebilme yeteneğini kazanır, yeni kuramlar geliştirebilir ve insanlığa katkıda bulunabilirsiniz.
Bazen de ulaştığınız derinlik  var olan bilgilerinizin yeterli olmadığı görünmez bir sınıra sahip olarak karşınıza çıkıp daha ileri gitmenizi engeller..
Doğanın o inanılmaz matematiksel döngüsü, evrenin şaşırtıcı geometrisi, mikroskopik canlı formlarının refleksle açıklanması olası bulunmayan davranışları, kimi canlıların insanlarda bile rastlanmayan toplumsal model ve kurallara uygun komün yaşamlarındaki çözülemeyen gizler sahip oldukları ’derinlik’ nedeniyle bilgilerimizin ’sığlığını’ yüzümüze vuran ve yeterliliğimizin sınandığı örneklerden sadece bir kaçıdır..
Derinlik yalnızca düşünsel temelde değil fiziksel temelde de görecedir.
Elli santim derinliğindeki bir çukur üç yaşındaki bir çocuk için ’çok derin’, yetişkin birisi için ’sığ’dır.
Bir dağın eteğinden tepesine baktığınızda sizi ezen yükseklik kavramı, doruğa ulaştığınızda başdöndürücü bir derinliğe dönüşür.
Tasavvufi derinliğe ulaşmak için bir ömrü çilehanelerde geçirip ne kadar ’sığ’ olduklarının bilincine ancak varanları anımsadığımızda ’ışığa koşan’ pervanelerin gerçekle yüzleşen acı sonlarını anımsamamak mümkün mü?
Ya da bir ömrü kuramını kanıtlamaya adayan Arşimed’in o çok derin konuyu suda yüzen bir hamam tası ile  anlık bir zaman diliminde çözdüğünü ve ’dünya dönüyor’ dediği için idam sehpasına gönderilen Galile’nin son sözünün ’dünya yine de dönüyor’ olduğunu anımsamamak..?
Bu derin konuya niçin saplandığımıza gelindiğinde, Türkiye, müellifi Sayın Erdoğan olan yeni bir kavramı daha tartışmaya başladı.. ’Derin Türkiye..’
Sığlık içinde yüzen, sığlığın artı değere dönüştüğü, sığ olmanın derunilikle eşleştiği ve sığ olmanın dayanılmaz hafifliğinin prim yaptığı bir Türkiye’de tartışılacak ’derinlik’ aslında bir ayrı ’sığlık’ göstergesi olmalı..
Unutulmamalıdır ki  ’derinlik’ kişilerin akıl boyları ile doğru orantılıdır...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 

 

bilgi-msn : osmancanli@osmancanli.biz